Ece Uslu Fan Sitesi

Ece Uslu Fan Sitesi
 
AnasayfaKapıSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Paylaş | 
 

 Ece Uslu ile ilgili haberler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2
YazarMesaj
*funda*
Süper Moderatör


Kadın Mesaj Sayısı: 93
Yaş: 37
Nerden: ecemin olduğu her yerden:)
İş/Hobiler: öğretmen
Lakap: ececi
Kayıt tarihi: 13/08/08

MesajKonu: Geri: Ece Uslu ile ilgili haberler   Perş. Ağus. 14, 2008 6:16 pm

Dizilerle yakından tanıdığımız Ece Uslu, otomobil kullanmayı ve otomobilini çok seviyor. Honda fanatiği olduğunu söyleyen Uslu’nun hayaliyse, karavan almak…

Otomobilleri sever misiniz?
Tabii ki severim. Ama otomobillerin motorundan veya mekanik başka şeylerinden aşırı derecede anlamam. Ancak otomobilimin bakımını çok iyi yaparım. Bakım zamanı geldiğinde arabayı servise gönderirim. Özellikle bakım yaptırmadan asla uzun yola çıkmam. Onun dışında İstanbul’da yaşadığım için otomatik vites kullanıyorum. Onun daha rahat olduğunu düşünüyorum. Gerçi bir çok insan vitesli arabanın daha rahat olduğunu söylüyor, ama ben otomatik vitesli arabaya alıştım ve bu stresli şehirde otomatik vitesi tercih ediyorum.
Bize otomobilini tanıtabilir misin?
Ben Hondaycıyım! İlk sahip olduğum araba ikinci el Honda Civic’di. Ondan sonra yengemin tavsiyesi üzerine bir Renault Clio aldım. Ardından tekrar kendi isteğimle Honda Civic aldım. Şimdi 2003 model Honda HR-V kullanıyorum. Bence bu tam bir bayan 4×4’ü. İstanbul için de ideal bir otomobil, çünkü bütün yollar çukur. Otomobilim 1600 motor. İçi gayet konforlu. Sunroof’u var. Tek hoşuma gitmeyen, sunroof’un tamamen değil, havalandırma gibi yarım açılıyor olması. Arka koltuklar yatabiliyor. Bagajı istediğin gibi kullanabiliyorsun. İstersen koltukları tamamen indirip çok geniş bir alana sahip olabiliyorsun. Ayrıca sigara içmeyenler için tasarlanmış bir şey. Onun için kül tablası kapaklı kutu gibi.
Uzun yolda otomobil kullanıyor musun?
Evet, çünkü araba kullanmayı çok seviyorum. Müziğimi açıp uzun yol yapmak çok keyif aldığım bir şey. Arabamı yeni aldım ve çekimlerden dolayı Antep’deydim. Bu yüzden çok fazla direksiyon başına geçemiyordum. Antep’deki işim bittikten sonra arabamla 10 günlük bir tatile çıktım. Kafam nereye estiyse oraya gittim. Mesela Bodrum’dan Çeşme’ye geçtim, oradan İzmir’e gittim. Bu gibi rahatlıkları olduğu için arabayla yolculuktan büyük keyif alıyorum.
Yakıt tüketiminden memnun musun?
Aslında normal, yani aşırı bir yakıt tüketimi yok. Onun için bunu tercih ettim. Daha önce kullandığım Honda Civic’ler ile aynı.

Otomobiline bağlı olduğunu söyleyebilir misin? Ona bir isim verdin mi?
Hayır, isim vermedim ona. O kadar da bağlı değilim, ama arabamı seviyorum. Araba kullanmayı sevdiğim için özen gösteriyorum. Ufak tefek kazalar olduğunda da üzülmüyor değilim. Mesela, özellikle otoparklara arabamı bırakmam gerektiğinde, mutlaka bir yerleri küçük de olsa çiziliyor. Bazen çizikleri ertesi günü fark ediyorum. Bunlar çok üzücü oluyor. Yani bu irili ufaklı şeyler insanın canını sıkabiliyor.
Hayalindeki otomobil nedir?
Çocukluğumdan beri bir hayalim var. Babam seyahatleri çok seven bir insandır. Bizi hep tatillere götürürdü ve her yıl araba değiştirirdi. Yeni bir tane alıp, eskisiyle değiştirirdi. Böyle bir hobisi vardı. Bizim karavanımız vardı ve çok defa ailece kampa giderdik. Yani hayalim, bir karavanımın olması. Çünkü İstanbul dışında bir çekime gittiğimizde çok alakasız yerlerde çalıştığımız oluyor. Bu da benim küçük bir hayalim.
Otomobil kullanma tarzınız nasıldır?
Seri kullanıyorum. Direksiyon hakimiyetim çok kuvvetli, fakat yarışmayı düşünmüyorum tabii. Hızı ne kadar çok sevsem de, öte yandan korkuyorum. Garip bir şey, hiçbir şey yaşamamama rağmen korkuyorum. Bir de trafikte çok dikkat etmeye çaba gösteriyorum. Çünkü illa benim hata yapmam gerekmiyor, karşı tarafa da dikkat etmek lazım. Bu yüzden trafikte çok dikkatli olmalısınız. Aynı zamanda trafikte kararlı olmanız gerek. Bazı bayanlar böyle değil. Mesela benim ablam trafikte fazla heyecanlı!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
*funda*
Süper Moderatör


Kadın Mesaj Sayısı: 93
Yaş: 37
Nerden: ecemin olduğu her yerden:)
İş/Hobiler: öğretmen
Lakap: ececi
Kayıt tarihi: 13/08/08

MesajKonu: Geri: Ece Uslu ile ilgili haberler   Perş. Ağus. 14, 2008 6:18 pm

Ece Uslu: `Aşk nedir bilmiyorum!`
Kanal D’de yayınlanan ‘Elveda Derken’ dizisindeki rolüyle ekranlarda. Bunun yanı sıra iki yıldır sahnelenen ‘Ayıp Ettik’ adlı tiyatro oyunuyla sahnelerde! Bu da yetmiyor. Son olarak da yeni vizyona giren, Ferhan Şensoy’un da olduğu ‘Son Ders’ filminde de rol alan Ece Uslu, röportaj konuğumuz.

Ece Uslu’yla; oyunculuğa başlayışını, tiyatro çalışmalarını, son yer aldığı projelerini konuştuk.

Üç koldan geldiniz bu yıl karşımıza.

Evet... ‘Elveda Derken’ dizisi ilgiyle izlenmeye devam ediyor. Cinselliğin hayatımızda nerede olduğunu anlatan komik bir tiyatro oyunuyla sahnelerdeyiz. Adı ‘Ayıp Ettik’ ve ikinci yılımız. Oyun hâlâ devam ediyor. Bunun yanında da yeni vizyona giren ‘Son Ders’ adlı sinema filminde rol aldım.

Canlandırdığınız bu rolde birebir ve de zıt olan yönleriniz hangi özellikleriniz? Rolünüze kendinizden neler katarsınız?

Oyuncular role kendilerinden mutlaka bir şeyler katarlar, birikimlerini, duygularını… ‘Elveda Derken’ dizisinde canlandırdığım rolde, Ece’den bir şeyler mutlaka vardır.

Kendinde olmayan bir özelliği canlandırmak zorluyor mu insanı?

Aksine. Bir oyuncu için en büyük keyif kendinden çok farklı karakterleri canlandırabilmek.

Çok farklı bir rol teklif edilse kabul eder misiniz? Yoksa sizin bilinen özellikleriniz çerçevesinde mi olmalı, teklif edilen roller?

Senaryo sağlamsa neden olmasın?

Var mıdır ‘öpüşmem, soyunmam’ şeklinde kurallarınız?

Televizyon oyunculuğunda sınırları belirleyen yasalar var zaten. Genel izleyiciye hitap edebilmenin kuralları var. Ama sinema ve tiyatroda oyuncunun kuralı rolünü en iyi şekilde yapabilmektir.

Bu tür kurallar ne kadar doğru?

Kural koyan oyuncuların mutlaka kendi yaşamlarıyla ilgili gerekçeleri vardır. Herkesin doğrusu kendi için doğru olandır sonuçta. Doğru hiç bir zaman tek olmamıştır ki… Benim kuralım her gün oyunculuğumu bir adım daha geliştirebilmek.

Rolün üzerinize yapışması söz konusu oluyor mu sizde bazı isimlerde olduğu gibi? Belki de Zerda diye seslenenler oluyordur hâlâ. İnsanların oyuncuları bu kadar rolle özdeşleştirmelerini, rolü canlandıranları da o kişiymiş gibi algılamalarını neye bağlıyorsunuz?

Televizyon, Türkiye için çok önemli. Dünyada en çok televizyon izleyen ikinci ülkeyiz. Çok dikkatli bir dizi izleyicisi var ülkemizde. Her hafta evlerine konuk olan karakterleri izliyorlar. Oyuncu karakteri ne kadar iyi çıkarabiliyorsa o kadar özdeşleştiriyorlar. Bu da çok yanlış bir şey değil.

‘Şu rolü çok iyi canlandırabilirim’ dediğiniz bir karakter var mı aklınızda? Mesela bir öğretmen, alkolik, vs… Varsa nedir?

Beni çok zorlayacak bir rol isterim. Mesleğini bilmiyorum ama iyi bir komedi projesi olabilir mesela.

Beraber çalışmaktan keyif aldığınız oyuncular kim ya da kimlerdi?

Genelde uyumlu bir yapım olduğundan şimdiye kadar çalıştığım hemen herkesle çalışmaktan keyif aldım ve de alıyorum.

Oyunculuğunu beğendiğiniz isimleri sorsam…

Aslında çok isim var ama… Köksal Engür, Güven Hokna, Özgü Namal, Murat Daltaban, Şahika Tekand ilk aklıma gelenler…

Oyunculuğunuzu geliştirmek için neler yapıp, kendinizi bu konuda nasıl besliyorsunuz?

Çok iyi bir gözlemciyim. Düzenli yaşamaya, spor yapmaya çalışıyorum. Ufkumu geliştirmek için okuyorum. Sinema tutkunuyum.

Daha önce birçok dizi ve televizyon filmi ve sinemadaki rollerinizle adınızı bilsek de milyonlar Zerda karakteriyle tanıdı. Sizi tanımak istersek… Kimdir canlandırdığı roller dışındaki Ece Uslu?

Bu çok zor bir soru! Ama çok kısa ve net olarak söylemem gerekirse Ece, iyi niyetli, kendinden fazla karşısındakini düşünen ve bu yüzden çok kalbi kırılan, detaycı, sorumluluk sahibi, gereğinden fazla net ve dürüst, mükemmelliyetçi, işini fazla önemseyen bir kişilik.

Ne olmak isterdiniz çocukken ya da yetişip gelirken?

Çocukken balerin olmayı çok istemiştim, şansımı denedim ama olmadı. Sonra da hep oyuncu olmak istemiştim ve oldum. Demek ki gerçekten çok istemişim.

Oyunculuğa nasıl başladınız?

İlk olarak “İz Peşinde” isimli bir polisiye televizyon dizisiyle başladım oyunculuğa.

Aaa! Osman Yağmurdereli’nin de rol aldığı, izleyenlerin o dönem sıkı takip ettiği dizide…

Evet… Daha sonra Ferhan Şensoy’un Nöbetçi tiyatrosunun sınavlarına girdim. Kazandım ve devam ettim.

“Sahne tozu yutmanın tadı çok güzel!”

Ortaokul döneminde Ferhan Şensoy Nöbetçi Tiyatrosu’nda çalıştınız. Lise yıllarında 2 sene Şahika Tekand’ın stüdyosuna devam ettiniz. Tiyatro oyunlarında rol aldınız. Tabii ki televizyon dizileriyle mukayese edilmez ama tiyatronun sizin için ifade ettikleri, yaşamınızdaki önemi, yeri?

Tiyatro bambaşka bir duygu. En arka sırada oturan izleyiciye sesinizi duyurabilmek, anında reaksiyon almak oyuncunun adrenalinini müthiş yükseltiyor. Sahne tozu yutmanın tadı çok güzel.

”Ünlü olmanın bedeli var!”

Ünlü olmanın zorluklarını göz önüne alırsak… Zaman zaman ‘Keşke bu kadar ünlü olmasaydım’ dediğiniz oluyor mu? Ne zaman mesela?

Ünlü olmanın bedeli var. Bu bedeli ödemek bazen ağır olsa da bu yolda kimse bizi zorla yürütmüyor. Başımıza silah dayayan da yok! O yüzden pişman olma hakkım da yok diye düşünüyorum. Zaten pişman olarak bu işi yapamayız.

‘Bu camiada dost olmaz’ diyor bazı isimler. Katılıyor musunuz buna?

Bu camiada yaşıyorum ve çok dostum var.

Aşık olunca neler değişiyor sizde? Nasıl yaşarsınız aşkı? Ayakların yerden kesilmesi filan… Ya da başka? Aşk nedir Ece Uslu için?

“Aşk nedir, hâlâ bilmiyorum!”

Ben hâlâ aşk nedir bilemedim galiba. Garip, tuhaf, güzel, acı, içinde her şey var sanki. Bir de binbir türlü aşk var. Aşkı sadece ikili ilişkilerle sınırlandırmamak gerek belki de. Belki de zaman geçtikçe bazı şeyler insana daha farklı gelmeye başlıyor zamanla. Ben aşık olunca çabuk kapılırım ama artık acıları hiç uzun sürmüyor. Büyüyoruz, gerçek aşkın başka yerlerde ve başka şeylerde olduğunu görmeye başladım yavaş yavaş. Benim için asıl önemli olan gerçek sevgi.

Biteceğini bile bile başlıyoruz aşka, bittiğinde de bunu bile bile acı çekiyoruz aslında. Aşk ya da ayrılık acısını nasıl atlatırsınız?

Genç kızlık yıllarımda zor gelirdi atlatmak. Şimdi işime sıkı sıkı sarılarak atlatıyorum.

Ayrılık acıları sizi çok yıpratır mı?

Eskiden evet ama artık çok kolay yıpratmıyor beni.

Umutsuz bir aşka takılır gider miydiniz?

Aşk nerede ne zaman sizi yakalar bilinmez. Bu konuda büyük konuşmamak lazım.

Evlilik uzak bir kavram mı?

Evlilik şu an için uzak görünüyor. Bunun sebebi de hayatımı paylaşabileceğim, gerçek sevgiyle karşılaşamamamdan kaynaklanıyor.

“İhanet, insanın kendini kandırması!”

İhanet yaralar herkesi. Hangi duygu ya da düşüncelerle ihanet eder insan. Neler düşündürür ihanet size?

Tabii ki ihanet herkesi yaralar. Çünkü ilişki güvene dayalıdır. İhanete uğradığınızda yanıldığınızı fark edersiniz. Yani bir şekilde gerçekle yüzleşirsiniz aslında. İnsan hangi duyguyla ihanet eder bilemem. Çeşit çeşit insan var. Ben ihanettense terk etme hakkımı kullanırım. İhanet, insanın kendini kandırması bence.

Neler sizi mutlu eder? Küçük şeylerden mutlu olur musunuz?

Evet küçük şeylerden mutlu olurum. Bu da en sevdiğim özelliklerimden birisi. Herhangi birinin mutlu olması bile beni duygulandırır ve mutlu olurum.

Ece Uslu’yu neler kızdırır?

Yalan ve riya…

Başarı kolay kazanılmıyor şüphesiz. Başarı nedir size göre?

Kendini sevmek ve mutlu hissetmek…

İçinizde ukde kalan bir şey var mı?

Bazen diyet yaparken yiyemediğim yemekler… Pişmanlıkları hiç sevmem.

“İştahlıyımdır!”

Diyetten bahsetmişken… Yemekle aranız nasıl?

İştahlıyımdır. Yemek yemeyi de yapmayı da çok severim.

Kendine zaman ayırdığınızda, nelerle ilgilenmekten, neler yapmaktan keyif

alırsınız?

Kitap, müzik, spor, puzzle, yemek, sergi, tiyatro ve tabii ki film izlemek...

Naif ve kırılgan bir yapınız var sanırım. Yanılıyor muyum?

Evet hassas ve kırılganım. Her ayrıntıyı kafama takarım.

Yalnızlık beni korkutuyor!”

Yalnızlık sizi korkutuyor mu?

Evet, maalesef! Ama umarım zamanla bunu da aşacağım.

Ne tür kitaplar okumayı seversiniz?

Özellikle seçtiğim bir tür yok. Hangisi elime geçer ve hangisi beni sürüklerse okurum.

Hayat felsefenizin ne olduğunu sorarsam…

Var oluş nedenlerimizi çok fazla düşünmeden, var olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamak…

Büyük hedefleriniz var mıdır?

Büyük hedeflerim yok, şu an hayatımdan çok memnunum. Hayatımda genelde her şeyi akışına bırakırım. Daha rahat ve doğru buluyorum.

Sizi sevenlerle aranızdaki iletişim nasıl? İnsanların tepkisi nasıl? Neler söylüyorlar sizi gördüklerinde?

Beni sevenlerle aram gayet iyi, benim o kadar hoşuma gidiyor ki tepkiler anlatamam. O kadar sıcak ve samimiler ki bundan mutluluk duymamak zor. Ama genelde bana olan yaklaşımları çok sıcak ve samimi olmalarının dışında sanki onların kızıymışım, ablalarıymışım, ailelerinden biriymişim gibi davranmaları, beni çok şaşırtıyor ve duygulandırıyor açıkçası.

Melike Birgölge
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
*funda*
Süper Moderatör


Kadın Mesaj Sayısı: 93
Yaş: 37
Nerden: ecemin olduğu her yerden:)
İş/Hobiler: öğretmen
Lakap: ececi
Kayıt tarihi: 13/08/08

MesajKonu: Geri: Ece Uslu ile ilgili haberler   Perş. Ağus. 14, 2008 6:18 pm

Ömür boyu iyi beslenecek
________________________________________
Kanal D'deki Elveda Derken dizisinde oynayan Ece Uslu, uzun yıllar kilo verememesinin nedenini öğrenmiş. Hipoglisemi olan Uslu, bu rahatsızlığın en iyi yanının da artık ömür boyu iyi beslenmek olduğunu söyledi..


TRT 1'de Prof. Dr. Bengi Semerci'nin sunduğu 'Yaşam Sohbetleri' programına konuk olan Ece Uslu, diyet yapmasına rağmen kilo veremediğini ve yaptırdığı test sonucunda hipogliseminin buna neden olduğunu öğrendiğini söyledi.

"Eskiden çok diyet yapardım. Daha çok yaz döneminde yapardım. Kilo almamın sebebinin daha sonra hipoglisemi olduğunu öğrendim" diyen Ece Uslu, ortaokuldan beri sürekli bir halsizlik ve yemeklerden sonra uzanma hali olduğunu ancak sık sık check-up yaptırdığı ve bir şey çıkmadığı için farkında olmadığını anlattı.

Sonraları hipoglisemi olduğunu öğrendiğini söyleyen Uslu, "Hiç bir zaman tokluk kan şekerimin tahlilini yaptırmamıştım. Çok önemliymiş. 30 yaşından sonra bunu herkesin yaptırması gerekiyormuş. Aslında çok fazla düşünmemiştim ama bir yandan da sağlıklı buluyorum kendimi. Çünkü ömür boyu sağlıklı beslenmek zorundayım" diye konuştu.

Hipoglisemi nedir?

Kan şekerin normalin altına düşmesidir. İnsanın normal açlık kan şekeri 85-100 mg/ dl arasında seyir ederken, bu rakam toklukta 120-130 mg/ dl arasında seyir eder. Uzun süren açlık durumunda veya tokluk sonrasında - özellikle şeker ve unlu mamullerden zengin bir yemek yedikten 2-3 saat sonra kan şekerinin düşmesi sonucu hipoglisemi yaşanır. Aşırı terleme, çarpıntı, ellerde titreme, konsantrasyon kaybı, konuşma güçlüğü, sinirlilik, bulantı, aşırı acıkma hissi, tam bilinç kaybı ile hipoglisemi oluşur.

Televizyon Gazetesi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
*funda*
Süper Moderatör


Kadın Mesaj Sayısı: 93
Yaş: 37
Nerden: ecemin olduğu her yerden:)
İş/Hobiler: öğretmen
Lakap: ececi
Kayıt tarihi: 13/08/08

MesajKonu: Geri: Ece Uslu ile ilgili haberler   Perş. Ağus. 14, 2008 6:18 pm

Uslu Teyzesini Örnek Alıyor

Ekranların Sevilen Oyuncusu Ece Uslu, Teyzesi İçin Çok Güzel Sözler Söyledi ve Onu Örnek Aldığını Söyledi

Zerda' dizisiyle izleyicilerin kalbinde taht kuran Ece Uslu'yu 'Elveda Derken' dizisinde başarılı bir performans sergileyen oyuncu önceki gün Taksim Hill Otel'de Eski Beşiktaş Lions Kulübü'nün düzenlediği ödül töreninde yılın başarılı kadın tiyatro sanatçısı ödülünü aldı. Ece Uslu, teyzesi Nedret Güvenç ile aynı sahnede ödül almanın heyecanı yaşarken ' Teyzem örnek aldığım bir tiyatro sanatçısı. Benim için özel bir insan. Her zaman sanatçı kişiliğini örnek alarak onun izinde yürümeğe gayret ediyorum' diyerek duygularını dile getirdi.Ece Uslu'nun yanı sıra başarılı erkek tiyatro sanatçısı ödülünü Timuçin Esen'e, Onur ödülülleri ise Nedret Güvenç ve Erol Günaydın'a verildi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
*funda*
Süper Moderatör


Kadın Mesaj Sayısı: 93
Yaş: 37
Nerden: ecemin olduğu her yerden:)
İş/Hobiler: öğretmen
Lakap: ececi
Kayıt tarihi: 13/08/08

MesajKonu: Geri: Ece Uslu ile ilgili haberler   Perş. Ağus. 14, 2008 6:19 pm

Yoksulluk yaşarken kolejde okuyordum

Dilek DALLIAĞ



Ece Uslu, boşanmış bir ailenin çocuğu. Zor günler yaşamış ama bu durumdan hiç şikayetçi değil. Bu sayede hayattan çok şey öğrendiğine inanıyor. ‘Yoksulluğu yaşarken, kolejde okudum ben. Entel kesiminden sosyeteye kadar korkunç çevrem vardır ‘ diyor.


Scarlet O’Hara benzerlerini arayan yarışmayla adını duyduk ilk kez. Rüzgar Gibi Geçti filminin unutulmaz oyuncusuna benzediğini düşünerek o da katılmıştı bu yarışmaya. Kazanamadı ama ona kapıları açan da bu yarışma oldu.

Bir süre fotomodellik yaptı, reklam filmleri çevirdi. Kendisine asıl şöhreti getiren ise Kara Melek dizisinin masum güzeli Şule karakteri oldu.

Ece Uslu, geçen yıl Türkiye’nin en sevilen dizilerinden biri olan Zerda’da başrol oynayarak oyunculuğunu ispatlama şansı buldu. 29 yaşındaki yıldız ile 13 yıldır içinde bulunduğu modellik ve oyunculuk dünyasını, geleceğe yönelik özlemlerini konuştuk.

- Siz, bir anda şöhret olmadınız, ağır ilerlediniz..

Yavaş yavaş ilerledim ve doğru olan da bu aslında. Çünkü hem işi temelinden öğreniyorsun, hem gözlem yapabiliyorsun, hem de yüzünü eskitmiyorsun.

Kara Melek’ten kazandığımı hiç biriktirmedim. 3 yıl çok zorluk çektim. O anki dönemim, hayata bakışım farklıydı, o da bana çok şey öğretti.

Fakat o 3 yıl boyunca çok iyi işler yapmaya gayret gösterdim. Para kazanmak için birşey yapmayayım dedim. Ardından Zerda geldi.

- Zerda dizisi nedeniyle uzun süre Gaziantep’te kaldınız. Nasıldı İstanbul’dan o kadar süre uzak kalmak?

Antep’de 2 yıl otel odasında yaşadık. Teknik ekip bizden daha zor geçirdi bu durumları, ama güzel işti. Çok sevdiğim ve görüştüğüm, duygusal bağımın olduğu insanlar oldu orada. Gaziantep’te yaşadığım paylaşımlar zorlukları örttü.

Bugün kariyerimde çok farklı bir noktaya getirdi beni. Bundan sonra çok daha dikkatli adımlar atmalıyım.

- Eğitiminiz oyunculuk üzerine mi?

Ortaokuldayken Ferhan Şensoy’un nöbetçi tiyatrosunun sınavlarını kazandım. Ama annemle babam boşandıkları için İzmir’e döndüm. Aslında ben İzmirliyim. Annem babamdan ayrılıp İstanbul’a gelmiş, tekstil işi yapıyordu. Sonra babamın yanına İzmir’e dönmek zorunda kaldım ve yarı dönem orada okudum.

Ardından İstanbul’a geri geldim. Şahika Tekand’ın Stüdyosu’na 2 yıl devam ettim. Sonra Başak Gürsoy’la fotomodellik ve reklam işleri yaptım. Ve bu piyasanın içine girmeye başladım.

Çocuk gördükçe gözlerim doluyor

- Anne- baba ayrılığını sizi nasıl etkiledi?

Çok farklı ortamların içine girdim. İnanılmaz çevrem vardır. Entel kesiminden, sosyete kesimine kadar korkunç çevrem vardır.

Hep özel okullarda okudum. O anlamda da çok şey öğrendim hayatta. Yoksulluğu yaşarken, kolejde okudum ben.

Çok zordu çünkü annem babamdan ayrıldıktan sonra İstanbul’a geldi ve tek başına kurdu tekstil firmasını.

- İş dışında, kendinizi nasıl anlatırsınız?

Başak burcuyum. Uyumlu, duygusal bir yapıya sahibim. Boş vakitlerimde bol bol film seyrederim, arkadaşlarımla vakit geçiririm.

Çok kazık yedim zamanında ama hayat birtakım şeyleri öğretiyor sana. Arkadaşlarımı da eledim ama bunu öğrenmem gerekiyordu.

- Babanız hayatta mı?

Ben babamın ikinci eşinden olan çocuğuyum. Şimdi İzmir’de yaşıyor ve evli. Üçüncü eşinden olan kardeşimi de, ilk eşinden olan ağabeyim ve ablamı da çok seviyorum, aşırı bağlıyım.

- Hálá Zerda’daki rol arkadaşınız Halit Ergenç ile birlikte misiniz?

Hayır, onunla Zerda zamanında beraber oldum. Yaklaşık 5 ay kadar beraberdim. Sonra ayrıldık. Halit’i çok severim o ayrı. Çok özel ve kendine has güzellikleri olan bir insandır.

- Evliliğe inanır mısınız peki?

Evliliği ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorum. Hele şimdilerde, bu yaşlarda çocuk çok istiyorum. Hatta 2 yıldır çocuk gördükçe gözüm doluyor benim. Zamanım geldi tabii.

Yükseklik korkum için tedavi olacağım

Benim çok ciddi bir de yükseklik korkum vardır. Zerda’da dizi karakterlerinden biri intihar edecekti ve benim de orada olmam gerekiyordu. Ben ‘Yükseklik korkum var unuttunuz galiba. Ben çıkarım ama inemem’ dedim.

Gerginlik yapmamak için iş prensibimden dolayı oraya çıktım ve orada ilk kez yükseklik korkumla gerçekten yüzleştim. Çok yüksekti, tutunacak bir yer yoktu, bir yerde kilitlendim ve hüngür hüngür ağlamaya başladım.

Bu gibi hastalığı olan insanlar çok yoğunlaştıklarında kendilerini atma isteğiyle karşılaşıyorlarmış.

Annem bir doktor buldu, tedaviye gideceğim ilk fırsatta.

Pervin ve Sinan olacaklar

Ece Uslu televizyona ‘Aşkımızda Ölüm Var’ dizisiyle dönüyor. Uslu, başrolü ‘Kurtlar Vadisi’nde Çakır karakteriyle izlediğimiz Oktay Kaynarca ile paylaşacak. Senaryosunu Safa Önal’ın yazdığı, Ümit Efekan’ın yönettiği dizide diğer rollerde Can Gürzap, Efgan Efekan, Müge Oruçkaptan, Mehmet Çepiç, Volkan Severcan ve Elif Güvendik var.

Ece Uslu dizide Pervin adlı, avukat olmayı hedefleyen bir genç kızı canlandıracak. ‘Biraz yoksulluktan gelmiş bir kasaba kızı. Çok hızlı, iyi bir avukat olmayı hedefliyor. Bu yolda ilerliyor’ diye rolünü anlatan Uslu, Oktay Kaynarca ile çalışmaktan çok mutlu. Kaynarca da Ece Uslu ile çıkabilecek aşk dedikodularına esprili bir yanıtla, ‘Onun çocukluğunu bilirim. onunla çalışmaktan mutluluk duyacağım. Çünkü aynı dili konuştuğunuz insanlarla aynı seti paylaşmak çok önemli’.

‘Büyü’ projesi

Ben gerilim filmi hastasıyımdır. Çok korkak bir insan olmama rağmen hem de! Mesela tek başıma izleyemem, arkadaşlarımı çağırıp izlerim. Ama ondan sonra da ‘Gitmeyin ne olur kalın’ derim.

Büyü filmi projesini de 5 yıldır biliyordum. Faruk Aksoy’un kardeşi Servet Aksoy, Şafak Güçlü ile beraber yazmıştı senaryoyu. biz de onun work-shoplarına katılıyorduk. Türkiye’de ilk kez bu kadar ciddi anlamda gerçek bir gerilim filmi çekiliyor. Bir kere Orhan Oğuz’a çok güveniyorum.

Büyü, cin, nazar ve bir takım batıl inançlara inanıyorum aslında. Fakat inandığın müddetçe bunların tuttuğunu düşündüğüm için inanmıyorum diyerek geçiştiriyorum. Ama karabasan geçmişim de vardır.




kaynak....hürriyet gazetesi

son ekledigim tüm haberlerin kaynagıda aynıdır



Başka kadınların markası

Sibel ARNA

Ş, yabancı dilde telaffuzu zor bir harf olduğu için ‘Bashqua’ diye yazılıyor. Oysa markanın ismi ‘Başka.’ Tuba (29) ve Ezra Çetin (30) piyasadaki alternatiflerden sıkılmış, başka arayışlar içine girmiş kadınlar için tasarım yapıyorlar.

Alışveriş merkezlerinde taban çürüten, vitrinlere bakmaktan gözleri yorulan kadınların kurtarıcısı olduklarını iddia ediyorlar. Yarattıkları marka üç yaşında. Avrupa, Amerika hatta Japonya’da satışa sunulan Bashqua ilk butiğini Teşvikiye’de açtı

Modayla olan ilişkileri 13-14 yaşlarında atölyede vatka dikerek başladı. Çünkü anneleri de babaları da tasarımcıydı. Triko ve örme konusunda üretim yapıyorlardı. Her sezon yeni koleksiyon hazırlıyorlar, tasarımlarını farklı markaların etiketleriyle piyasaya sürüyorlardı. ‘Bizim hamurumuzda moda var. İçimize işlemiş’ diyor Tuba. O, kendini bildi bileli tasarımcı olmak istiyordu. Ezra ise ressam olmak istiyordu. İkisi de istediklerini oldular. Ezra Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünü, Tuba ise Yeditepe Üniversitesi Tekstil Tasarım’ı bitirdi. Aslında bu onların ikinci üniversiteleriydi, daha önce Bilkent Üniversitesi’nde Tuba resim, Ezra grafik eğitimi aldı.

Babaları vefat edince aile şirketinde çalıştılar. Şirket iyi bir fason üreticisi olduğu için yurtdışındaki birçok marka ile temasları vardı. Böylece ünlü markalara küçük koleksiyonlar hazırladılar. Örneğin Tuba, Gap, Nick Nora, Victoria’s Secret ve Tommy Hilfiger’a birkaç sezon iç çamaşırı koleksiyonu tasarladı.

Tuba ve Ezra Çetin kendi koleksiyonlarının temelini üç yıl önce attılar. Ufak bir tişört koleksiyonuyla işe başladılar. Markanın etiketine Bashqua diye yazdılar. Tuba ‘Üç kişiydik’ diye anlatıyor. ‘Ezra, ben bir de yakın bir arkadaşımız. Herkes aklına gelen ismi söylüyordu. Yok, o olmaz, başka bir isim bulalım, derken markanın ismi Başka kaldı. İngilizce’de de kolay okunsun diye Bashqua diye yazdık.’

TABLOLARI DERİYE AKTARDI

Tuba ve Ezra tasarım anlayışı açısından birbirlerinden farklılar. Ezra romantik, Tuba ise feminen tasarımlar yapıyor. Ezra ressam olduğu için hadiseye sanatçı gibi yaklaşıyor. Mesela bir elbise yapmak için 15 metre kumaşı heba edebiliyor. Tuba ise her fırsatta aynı elbisenin 5 metre kumaşla da yapılabileceğini Ezra’ya anlatıyor.

Marka asla desen sıkıntısı çekmiyor. Çünkü Ezra yaptığı tabloları kumaşa hatta deriye bile aktarıyor: ‘Naturel Deri isminde İzmirli bir partnerimiz var. Birlikte harika bir deri koleksiyonu yaptık. Yıkanabilir deriler, deri ipek karışımları kullandık. Tablolarımı ceketlerin astarına, elbiselerin üstüne bastık.’

İki kız kardeş birlikte tasarım yapmaktan keyif alıyorlar. Birbirlerinden tasarım saklamıyorlar. Tuba durumu şöyle özetliyor: ‘Saklamaya çalışsak da olmuyor. Çünkü ikimiz de çok meraklıyız. Her koleksiyonumuzun bir teması var. O tema etrafında döndüğümüz için biraz da birbirimizi izlemek zorundayız.’

FARKLI GİYİNMEK İSTEYENLERE

Bashqua’yı nasıl kadınlar giyer? Ezra cevaplıyor: ‘Üç sene önce işe başladığımızda bir yaş sınırı koymuştuk. 18’den başlar 35’te biter diyorduk. Çok yanılmışız. 16 yaşındaki genç kızlar da müşterimiz oldu, 60 yaşındaki olgun kadınlar da. Bashqua’yı beğenen kadınların ortak özellikleri şu: Hepsi farklı giyinmek istiyor. Fotokopi gibi dolaşmaktan hoşlanmıyorlar. Biz onların başka diye tanımladıkları şeye tercüman oluyoruz.’

Bashqua’nın her koleksiyonunda denim ve yıkamalı kumaşlar mevcut.

Bu kıştan itibaren deri de kullanmaya başladılar. Tuba ve Ezra gündüz giyildiğinde rahatlıkla geceye devam edilebilecek kıyafetler tasarladıklarını söylüyorlar. Bashqua’da abiye tasarımlar da mevcut. Gece kıyafeti satın alacak insanlara stil danışmanlığı da yapıyorlar.

Pilot ve hostes kıyafeti tasarladılar

Ekip çalışmasına inanan Ezra-Tuğba Çetin ‘Bashqua’ markası için Funda Güzelmeriç’ten danışmanlık alıyorlar. Üçü birlikte Bashqua’yı bir dünya markası yapmaya çalışıyorlar. Teşvikiye’de yeni açtıkları butik bir tasarım stüdyosu gibi de çalışıyor. Son olarak Free Bird Havayolları’nın pilot ve hosteslerinin yeni üniformalarını tasarladılar. Yurtdışı fuarlarına da katılıyorlar. Marka şu anda Japonya, Yunanistan, Norveç, Danimarka, Fransa ve Almanya’da satılıyor.

Annelerinin doğum yılı koleksiyonun adı oldu

Ezra ve Tuba Çetin her sezon bir hikayeden yola çıktıklarını söylüyor. Yolda yürürken rastladıkları küçük bir taştan bile ilham aldıkları olmuş. 2005-2006 sonbahar-kış koleksiyonunun ismi 1951. Annelerinin doğum yılı bu. Tuba anlatıyor: ‘Annemize doğum gününde anlamlı bir hediye vermek istedik. Eski bir kıyafetini yeniden yorumlayacaktık. Dolabını ve eski fotoğrafını incelerken inanılmaz etkilendik. Tasarladıkça tasarladık. Ortaya 120 parçalık koca bir koleksiyon çıktı. Annem doğum yılını bu kadar afişe ettiğimiz için bizi öldürecek ama koleksiyonun adı da ister istemez 1951 oldu.’

Ezra koleksiyonda o günlerinin romantizmini hissedebileceğimizi söylüyor. Siyah-beyaz Türk filmlerinin ruhunu verebilmek için ellerinden geleni yapmışlar: ‘İpeklerle denimleri, denimlerle derileri karıştırdık. Dövülmüş keçelerden hırkalar hazırladık. Klasik kupların yerine farklı kesimler kullandık.

Pantolon ve ceket kalıplarında iddialıyız. Yüksek bel de, düşük bel de var. Koleksiyona toprak rengi, altın, siyah, mor, yeşiller, pastel renkleri hakim.’

GENÇ KIZLARA ÖZGÜ DÜŞÜK BELLİ JEAN’LERDEN YILDI YENİ BİR MARKA YARATTI

Bunlar kızınızın blucini değil

Son zamanların en moda stili olan düşük bel pantolona meydan okuyan yeni bir blucin stili çıktı piyasaya. Bu pantolonun dizaynını yapan Lisa Rudes-Sandel 41 yaşında. Kendisini şişman bulmuyor ve 38-40 beden giyiyor. Fakat çok moda olan düşük bel pantolonların hiçbirinin kendisine tam olarak oturmadığından yakınıyor. ‘Gencim, eğlenceliyim, fakat insanların iç çamaşırımı görmesini istemiyorum. En az 150 dolar verdiğim ve içinde kendimi rahatsız hissettiğim pantolonlardan göbeğimin sarkmasını istemiyorum’ diyen Lisa Rudes-Sandel kendi pantolonunu tasarlamış.

Los Angeles’ta bir şirket kurmuş Lisa Rudes-Sandel. Adı çok anlamlı: NYDJ, yani Not Your Daughter’s Jeans (Bu Kızınızın Blucini Değil). Bu şirketin ürettiği Tummy Tuck marka jean’lerin mucizevi bir özelliği var: Giyenin karın ve kalça bölgesini olduğundan küçük gösteriyor. Yüzde 96 koton, yüzde 4 likralı Blucinin özelliği, ön ceplerin içine yerleştirilmiş korsemsi kumaş parçası sayesinde karın bölgesinde küçültücü ve yok edici etki yaratması. Blucin kalçalarda da daha dar bir görüntü kazandırıyor.

Her yaştan insanın giyebileceği bu pantolon özellike vücudundaki fazlalıkları saklamak isteyen kadınlar için ideal. Özellikle doğum yapmış kadınlar için çok uygun. Tummy Tuck marka blucinler ABD’de yaklaşık 500 mağazada satılıyor. Fiyatları 88 dolar ve 120 dolar arasında değişen Tummy Tuck blucinler, şu anda Nordstrom Şirketi’nin web sitesinde bir numaralı satış ürünü. (http://store.nordstrom.com). Türkiye’de bulunmuyor.

ETİKETE İLİŞTİRİLMİŞ MESAJLAR

Tüm NYDJ ürünlerinin etiketlerinde, ilginç sözler yazılı. ‘Gerçek hatları olan gerçek kadınlar için üretildi’ şeklinde bir de ifade var etikette. Başka bir sevimli not da Lisa Rudes-Sandel tarafından pantolonun içine iliştirilmiş: ‘Tummy Tuck Jean’i giydiğinizde fevkalade görüntünüz sonucu doğan pozitif sonuçlardan NYDJ sorumlu tutulamaz. Bana da sonradan teşekkür edebilirsiniz.’ Sandel-Rides e-posta adresini de yazarak, kullanıcıları yorumlarını yazmaya davet ediyor. İki yıllık Not Your Daughter’s Jeans’in bu yıl 6 milyon dolarlık ciro yapması bekleniyor.

Marka yüzü Ece Uslu

Ece Uslu, Tuba ve Ezra Çetin’in yakın arkadaşı. Ezra Çetin koleksiyonu neden onunla tanıttıklarını şöyle anlatıyor: ‘Buğulu ve utangaç bakışlarına karşın, yeteneğinin ve gücünün farkında sosyal bir kadındır. Ekrandaki Ece ile gerçek hayattaki Ece çok farklıdır. Biz gerçek hayattaki Ece’yi yansıtmak istedik. Mankenler gibi değil, çok gerçek, hayatın içinde. Bu sezon çekimlerde model seçerken, Ece bizi ziyaret etti. Bizim için mankenlik yapabileceğini söyledi, çok sevindik. Ece ilk defa böyle bir projede yer alıyor.’
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
*funda*
Süper Moderatör


Kadın Mesaj Sayısı: 93
Yaş: 37
Nerden: ecemin olduğu her yerden:)
İş/Hobiler: öğretmen
Lakap: ececi
Kayıt tarihi: 13/08/08

MesajKonu: Geri: Ece Uslu ile ilgili haberler   Perş. Ağus. 14, 2008 6:19 pm

yüzleştim Yükseklik korkusu olan Ece Uslu, Zerda’da çatıya çıkarak kabusuyla yüzleşmişti. Şimdiki dizisinde beyninde tümör olan birini oynayan Uslu, hastalığı aklına bile getirmek istemiyor

Ece Uslu, uzun bir aradan sonra 'Elveda Derken' adlı diziyle yeniden aramızda. Bu kez, beyninde tümör olan iki çocuklu bir anneyi canlandırıyor. Ölmeden önce tek isteği, çocuklarına iyi bir anne bulmak... Gözyaşı seller gibi akıyor her sahnede. Dram müthiş. Reytingler dizinin tuttuğunu gösteriyor. Bir dönem 'ağa dizileri' çok revaçtaydı. Sonra, 'Yeşilçam dizileri' moda oldu. Yakın zamanda da peş peşe 'töre dizileri' çekildi. Demek ki, Türkiye şimdi de biraz da kederlenmek, hatta katıla katıla ağlamak istiyor. Ece Uslu ile son dizisinin setinde sohbet ettik...
n Oyunculuğu seviyor musunuz?
Benim hayatım, onsuz olmaz. Her türlü zorluğuna zevkle katlanıyorum.
n 'Elveda Derken' projesi sizi tatmin etti mi?
Senaryoyu okuyunca çok etkilendim. Hayatın içinden bir hikâyesi vardı, rolü tereddüt etmeden kabul ettim, iyi de yapmışım. Seyirci de benimle hem fikir.
n Dizide beyninde tümör olan iki çocuk annesini canlandırıyorsunuz, bu kendinizi nasıl hissetmenizi sağlıyor?
Birçok insan bu tür vakalarla karşılaşıyor. Ben bir oyuncu olarak şunu söyleyebilirim ki, benim için çok güzel bir fırsattı. Şimdiye kadar canlandırdığım karakterlerden çok daha farklı.
MORALİNİZİ HEP YÜKSEK TUTUN
n Hiçbir yakınınız buna benzer bir hastalık geçirdi mi?
Yıllar önce bu hastalık yüzünden kuzenimi kaybettim. Yakın bir zaman içinde yengem yaşadı kötü bir hastalık. Beyninde beş tane baloncuk vardı. Şimdi iyi neyse ki...
n Bir gün “başıma böyle bir hastalık gelirse ne yaparım?” diye düşündüğünüz oluyor mu hiç?
Aklıma bile getirmekten korkuyorum doğrusu. Bu bir enerji meselesi. Buna inanıp, sürekli düşünürseniz, o enerji sizi yakın zamanda hasta edecektir. Hastalıklarda bile bu psikoloji önemlidir, moralinizi hep yüksek tutmanız gerekir. Sürekli ölme ihtimalinizi aklınıza getirirseniz, işin başında pes etmiş oluyorsunuz.
n Sizde ölüm korkusu var mı?
Aslında hiç düşünmedim. Yakın birini kaybedince ölüm korkusu yokluyor insanı. Bende arabada kaza geçirme korkusu var. Bunu da düşünmemeye çalışıyorum.
n Başka fobiniz var mı peki?
Yükseklik korkum var. Çocukken de yedinci katta oturuyorduk, aşağıya bakamıyordum. Hiç unutmam 'Zerda' dizisinde bir sahne vardı, Hacer'in intihar etme sahnesi... Orada yüzleştim bu korkuyla. Hiç tutunacak bir yer yoktu, çatıdaydım. Bu korku çok şiddetlendi mi, insanda kendisini aşağıya atma korkusu oluşuyor, çok tehlikeli bir şey...
FETTAN BiR KADINI OYNAMAK iSTERiM
n Başka nasıl roller canlandırmak istersiniz?
'Uç'ta yani sıradışı rollere bayılıyorum. Beni çok heyecanlandırıyor. 17 senedir bu işi yapıyorum, hep durgun ve sakin karakterli roller teklif ettiler. Açıkçası değişik şeylerde oynamak istiyorum.
n Hiç fettan bir kadını oynadınız mı?
Yok, oynamadım. Ama bu rolü oynamayı çok isterim.
n Neden o tarz roller teklif edilmiyor size?
Bilmem, belki görünüşümdendir, belki de yaşayış tarzımdan kaynaklanıyordur.
n Dizide, kocanızı ve çocuklarınızı başka bir kadına emanet ediyorsunuz; bu sizce bir delilik hali mi?
Lale annesini çok küçük yaşta kaybetmiş. Anaokulu öğretmeni olan, çocukları çok seven birini tercih ediyor. Zor bir karar; doğru mu yapıyor bilmiyor. Ama çok hasta, çocuklarını annesiz bırakmak istemiyor.
n Siz bu durumda olsanız ne yapardınız?
O anı yaşamak lazım. Ben anne değilim, bunu algılayamam. Olduğum zaman kavrarım. Ama Lale'nin yaptığına hak veriyorum, doğru olanı yapıyor bence.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
*funda*
Süper Moderatör


Kadın Mesaj Sayısı: 93
Yaş: 37
Nerden: ecemin olduğu her yerden:)
İş/Hobiler: öğretmen
Lakap: ececi
Kayıt tarihi: 13/08/08

MesajKonu: Geri: Ece Uslu ile ilgili haberler   Perş. Ağus. 14, 2008 6:20 pm

Şöhret olmak istemedim oyunculuk yeter bana
Zerda`daki rolüyle gönüllerimizde taht kurdu Ece Uslu... Sonra başka dizilerle de evlerimize konuk oldu. Ailemizin bir ferdi oldu neredeyse. Ve bence bunu da haketti. Çünkü o, yaşıtı pek çok meslektaşından çok farklı...
Zerda `daki rolüyle gönüllerimizde taht kurdu Ece Uslu ... Sonra başka dizilerle de evlerimize konuk oldu. Ailemizin bir ferdi oldu neredeyse. Ve bence bunu da haketti. Çünkü o, yaşıtı pek çok meslektaşından çok farklı...
Hoppalığı yok, sansasyonu yok, gevezeliği yok. Tam tersi, hareketleri son derece kontrollü ve özel hayatını çok düzgün yaşıyor. Ece `yle sohbet etmeyi özlemiştim. Geçen gün Hadi Çaman Tiyatrosu `nun hemen yanındaki bir cafede buluştuk, uzun uzun konuştuk. Neler anlattı neler...
Soğuk bir görüntünüz olduğunu size daha önce başka biri söylemiş miydi?
Soğuk görünüyorum çünkü Başak burcuyum. Bir mesafe, bir kapı var, insanlarla aramda. Aslında bazen avantajlı olabiliyor bu, bazen de dezavantaj.
İnsanlara çabuk güvenmiyorsunuz anladığım kadarıyla?
Güvenmemek değil, yapısal bir şey galiba. Bilinçli olarak yapmıyorum yani.
Siz hiç birileriyle atışmaz mısınız, kavga etmez misiniz ya da kırgınlığınızı dile getirmez misiniz? Onca yıldır bu işin içindesiniz ve sizin bir meslektaşınızla buna benzer bir durum yaşadığınızı neredeyse hiç görmedim?
Uzak kalıyorum bu tür şeylerden. Kolay şeyler onu yapmak. Çok gereksiz. Zaten benim arkadaş çevrem de belli. 18 senedir oyunculuk yapıyorum. Büyük kavgalarım olmadı ama ufak kırgınlıklarım olmuştur. O da gelmiştir geçmiştir. Ya da anlaşamadığım biri vardır, bunu işe yansıtmamaya çalışmışımdır.
Uyumlu davranmaya mı zorluyorsunuz kendinizi?
Ben Başak burcuyum, çok uyumluyum. Kavgadan pek hoşlanmıyorum.
Peki tam tersi, sivri dilli biri olmayı tercih edip, bu tavrınızı gündeme gelmek için kullansaydınız, sizin için daha fazla yararı olmaz mıydı?
Sivri olsaydım, evet bu işten çıkarım olurdu ama o zaman ben olmazdım. İşimde daha iyi ya da daha çok iş teklifi almak için o şekilde, suni davranamam. Oyunumu sahne üstünde ya da kamera karşısında yapmayı tercih ederim.
HİÇBİR ZAMAN ŞOVUN PARÇASI OLMADIM
Peki çok gözönünde olmak, bir oyuncuyu ne şekilde etkiler?
Eğer, şov yönü ağırlıklı bir iş yapıyorsa belki de böyle olması gerekir. O da onun işinin bir parçasıdır. Ve işi böyle devam eder.
Siz de dizi oyuncususunuz, bu da şovun bir parçası değil mi?
Evet, televizyon olduğu için dizi de şov işi olarak düşünülebilir. Ama ben o şovun bir parçası olamıyorum işte. Dizideki karakterimin bir parçası olmayı tercih ediyorum. Onun yerine rolümün samimiyeti bu şekilde halka geçiyor ve asıl bu beni tatmin ediyor.
Hep bir yerlerde bir şeyler yapıyor olmak bir oyuncunun ekran karşısındaki inandırıcılığını etkiler mi?
Kendi kişiliğimizle onların karşısına çıktığımızda belki de canlandırdığımız karakteri zedeliyoruz, bilmiyorum.
STAR DEĞİL SADECE OYUNCU ADAYIYIM
Bunu deneyimlediniz mi hiç?
Yaşamadım ama uzun zamandır benim çok dikkatimi çeken bir şey, yolda insanlar beni görünce, hakikaten kızlarıymış gibi davranıyorlar. Hissediyorsunuz bunu. Demek ki inandırıcı olmuşum, rolümle başarabilmişim diye bakıyorum ve çok mutlu oluyorum.
Böyle davranırsanız hiç bir zaman gerçek bir star olamayacağınızı biliyor musunuz?
Bana da star dendi ama ben hiçbir zaman starlığı kabul edemedim, benimseyemedim. Çünkü evet o öyle bir projeydi, benim yerime orada kim oynasaydı star olacaktı. Belki de bunun bilincinde olduğum için beni bu kadar etkilemedi, bu işler. Mesela hala kime sanatçı deniyor, kime star deniliyor ben anlamıyorum. Bunu mütevazilik olarak algılamayın gerçekten ama ben oyuncu adayıyım hala.
Hakikaten öyleyim, bunu bir takım insanların da bilmesi gerekiyor. Daha iki senedir bu işi yapan insanlar, `Ben starım, ben oyuncuyum!` diyebiliyor. Ama bu o kadar kolay bir şey değil ki! O kadar değerli sanatçılarımız var ama kimse tanımıyor onları, bilmiyor. Onlar deli gibi tiyatro yapıyorlar, mesleklerine yeni şeyler katmak için çırpınıyorlar. Bana kalkıp da oyuncuyum demek zor geliyor.
Şöhreti nasıl bu kadar basite alabiliyorsunuz?
Hem yapı olarak hem de çok ufak yaşlardan itibaren bu işin içindeyim, bu yüzden havalara girmedim. 15 yaşındaydım, tiyatroya ilk girdiğimde. Okullu değilim, alaylıyım. İnsanın gerçekten kendini kaybetmemesi çok önemli çünkü insan kendini kaybettiği zaman en büyük zararı yine kendisi veriyor. Benim de kendimi bilmediğim zamanlar oluyordur, ben de insanım ama yine de dikkat etmek gerekiyor diye düşünüyorum. Üstelik bir de ben hiç bir zaman şöhret olmak istemedim ki? Ben sadece oyunculuk yapayım ve iyi yapayım istedim.
Bugüne kadar kaç sinema filmi yaptınız?
7 tane ve daha çok yapmak istiyorum. Ama teklif yok.
En son `Büyü ` de oynadınız değil mi?
Evet.
Bu filmde performansınızdan çok tecavüz sahnesindeki görüntüleriniz konuşulmuştu. Sizce o sahne çok gerekli miydi?
Tecavüz sahnesinin gerekli olduğuna inandığım için oynamadım. Bizim yapımcıyla baştan konuştuğumuz şeyler vardı, benim elimde anlaşmam da vardı ama farklı şekilde gelişti olaylar. Benim içime hiçbir şekilde sinmedi o sahne, bunu söyleyeyim.
Nasıl yani?
Son dakika farklı olaylar oldu. Açıkçası, ne kadar doğru bunları konuşmam, belki biraz politik olmam gerekiyor ama benim içime sinmedi. Ben o senaryoyu ilk elime aldığımda öyle değildi bir kere. Biz sete gitmemeye başladık artık. Çünkü her dakika diyaloglar, replikler değişiyordu. Sürekli ezber çalışıyorduk sette. Bu bir oyuncu için çok kötü bir şeydir. Filmdeki bütün diyaloglar değişti.
Madem bu kadar sorununuz vardı, neden gerekeni yapmadınız?
Rest çekseydim, problemli oyuncu olurdum. Belki de öyle yapmalıydım, bilmiyorum. Benim o sahneyle ilgili bir takım önerilerimde olmuştu ama hiçbiri yapılmadı. Daha gerçekçi olması içindi halbuki söylediklerim. Ne bileyim orada uyurken bir anda, geliyor ya herkese o şey, farkında olmadan üstümüzden yorgan çekilebilirdi mesela, hava gibi bir şeyle vücuduna dokunuluyor gibi bir şey yapılabilir, bunlar olabilirdi. Ama yapmadılar.
Yapımcılar işin reklam kısmını mı daha çok düşünüyor yani?
Yapımcı mantığıyla düşünemiyoruz, biz oyuncu olarak düşünüyoruz, e tabi reklam için yapıyorlar. Sonuçta ben çok iyi biliyorum artık, o bantlar, o sahneden görüntüler, yangının ertesi günü çıktı. Gazeteciler sinemadan almadı yani o görüntüleri... Belki o gün yangın çıkmasaydı ben bu gerçeği de öğrenemeyecektim. Bunlar çok acı şeyler.
Kullanılmış mı hissediyorsunuz kendinizi?
Tabii ki kullanıldım. Çünkü herkes Ece Uslu `yu da biliyor. Ece Uslu `nun nasıl yaşadığını nelere önem verdiğini biliyor, bu onlar için çok çarpıcı bir şey olacaktı. Ve kullanıldım ben yani.
O sahne filmi gişesini olumlu etkiledi mi?
Etkilemiştir tabii. Manevi yönden ben çok etkilendim çünkü istemediğim bir şeyi yaptım, bu açıdan rahatsız oldum. O saatte ben ne yapabilirdim, seti terkedip gidecek miydim? Göğüsleyememek değil, Mardin `de çalışıyorduk ve bu durum bütün ekibe yansıyacaktı. Orada profesyonelce işimi yapmak zorundaydım.
KİMSENİN VELİAHTI DEĞİLİM
Türkiye `nin şu andaki gerçek starları kimler sizce? Ajda Pekkan bir star , Hülya Avşar , Gülben Ergen bir star .
Türk sinemasının gelmiş geçmiş en büyük kadın starı kimdir sizce?
Kesinlikle Gülşen Bubikoğlu . Onun hayranıyım. O kadar güzel, o kadar doğal ki, ondan gözlerinizi alamıyorsunuz.
Birilerinin veliahtı olmamak sizi rahatsız ediyor mu?
Hayır, ben kimsenin veliahtı değilim. Kendi yolumdayım. Ben olaya sadece oyunculuk olarak bakıyorum.
EVCİMEN BİR YAPIM VAR
Öyle göründüğü gibi çok kolay para kazanılan, basit bir iş değil mi oyunculuk? Hiç öyle kolay bir meslek değil. Dışarıdan hoş görünüyor ama işin aslı hiç öyle değil.
Her attığınız adım haber oluyor örneğin, bu da kolay olmasa gerek değil mi?
İstediklerini yazıyorlar. Artık çok çıkmıyorum dışarıya zaten. Evcimen bir yapım var. Evde arkadaşlarımla toplanıyoruz, film seyrediyoruz, oyun oynuyoruz. Doydum gezmekten.
Paparazzilerden çekiniyor musunuz yoksa?
Ben böyle korkuya hiç girmedim. Ama mesela yazın bir konser vardı Çeşme `de, kuzenlerim, bütün arkadaşlarım atladık oraya gittik. Paparazziler, kuzenlerimden birini benim sevgilim olarak yazdılar mesela. Gülüyorum artık ne yapayım? Okuyan inanıyor ama biz evde gülüyoruz. Tabii bir yandan insanın canı da sıkılıyor. Çek ama niye gelip sormuyorsun? Yanımızdaki herkes bizim sevgilimiz olacak diye bir şey yok ki! Biz de normal bir insanız. Bizim yanımızda tabii ki arkadaşlarımız olacak, sevgilim de olabilir.
ÇOCUK SAHİBİ OLMAK İSTİYORUM
Ben sizin `Sevgilim var` demekten bile çekinecek bir yapınız olduğuna inanıyorum, doğru mudur?
Gizli kalması değil de hoşuma gitmiyor. Sevgilim var, evet, güzel bir ilişkim var. Çok gözönünde olması bu ilişkiye de zarar verir diye düşünüyorum.
Peki ya evlilik?
Ben de bekliyorum evlenmeyi. Artık 32 yaşındayım, 3-5 sene içinde bebek sahibi olmayı istiyorum. Yuva kurmak istiyorum, her genç kadın gibi, benim de hayallerim bunlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 

Ece Uslu ile ilgili haberler

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
2 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2

 Similar topics

-
» Yusuf Ömer Sınav Hakkında Haberler
» Dizi ile ilgili gelişmeler...
» Teknoloji ile ilgili sözler
» Evlilikle ilgili slayt...
» Nankörlükle ilgili Sözler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Ece Uslu Fan Sitesi :: Ece İle Sohbet :: Basında Çıkan Haberler-